kitabeler.gif

Yûşâ Camisi ve Türbesinin Kitâbeleri

Yusa Camisi Kitabe-800.jpg

Caminin Kitâbesi:

Ziyâ-ı şem'-i mihrâb-ı hilâfet câmi-i şevket
İmâmü'l-müminîn Abdülazîz Hân-ı kerem-mu'tâd

Bu vâlâ ma'bedi nâr-ı harîk etmiş iken sûzân
O bânî-i esâs-ı dîn-ü devlet eyledi âbâd

Mü'ezzinler sala’ etsin Na’îmâ böyle tâ’rihin
Ne zîbâ kıldı Hân Abdülazîz bu ca’mii bünyâd
1280

Cami Kitâbesinin Günümüz Türkçesi ile Çevrisi:

Hilafetin mihrabının mum ışığı, heybetli
İslamın imamı, Abdülaziz Han ki keremine alışılmış

Bu yüce mabed yakıcı ateşle yanmış iken
Yeniden yaptırdı, din ve devletin temeli, mamur etti

Müezzinler sala versin, ey Naim böyle tarihini
Ne güzel yaptı Abdülaziz Han bu camiyi temelinden
1863

Yusa Camisi-800.jpg

Yûşâ camisinin yandan görünüşü.

____________________________________________________________________________________

Türbe Kitâbesi

Kabir Kitabe-800.jpg

Türbe Kitâbesi:

Hem müferrah hem mukaddesdir bu kühsâr-ı bülend
Bâğ-ı cennetdir makâm-ı Yûşâ bin en-Nûn'dur

Zâtını etmiş nübüvvetle mübeccel kibriyâ
Kabr-i hazretdir makâm-ı Yûşâ bin en-Nûn'dur

Vâsıl-ı maksûd olur elbet tevessül eyleyen
Cây-ı vuslatdır makâm-ı Yûşâ bin en-Nûn'dur

Bu mahâll-i akdesi kâbil mi tavsif eylemek
Ayn-ı ni’metdir makâm-ı Yûşa bin en-Nûn'dur

Sa'diyâ ta'zîm ile eyle ziyâret dâima
Mahz-ı rahmetdir makâm-ı Yûşâ bin en-Nûn'dur
1210

 Türbe Kitâbesinin Günümüz Türkçesi ile Çevrisi:

Hem ferah hem mukaddestir bu yüce dağlar
Cennet bağıdır Nun’un oğlu Yuşa’nın makamı

Kendisinin peygamberlikle azameti yüceltilmiş
Hazretin kabri, Nun’un oğlu Yuşa makamı

Maksadı vasıl olur elbette başvuranın
Vuslat yeridir Nun’un oğlu Yuşa makamı

Bu mukaddesliğini kabil mi nitelemek
Lütuf kaynağıdır Nun’un oğlu Yuşa makamı

Sadiya saygı ile ziyaret et daima
Katkısız rAhmeddir en-Nun’un oğlu Yuşa makamı
1795

Yusa Kabir.jpg

Yûşâ Türbesi.

_____________________________________________________________________________________

Mir’ât-ı İstanbul’da Yûşâ Dağı hakkında verilen bilgi

Bu dağ Beykoz'un kuzeyinde bulunan ve 195 metre yüksekliğinde bir tepe olup üzerine bir cami ile burada Hazret-i Yûşâ'nın kabri vardır. Dağın tepesinden Karadeniz ile Boğaz tümüyle hoş bir panorama halinde görülür. Bu dağın batı eteğinde “Âb-ı hayat” adında bir kaynak vardır. Kuzey doğu eteğinde ve deniz kıyısında Macar Tabyası bulunduğu gibi, Anadolu Kavağı da kuzeyinde bulunur. Beykoz Çayırı'ndan yürüyerek bir saatte üzerine çıkılabilir.Burada bulunan mescid, mekanı cennet olsun Sultan Üçüncü Osman Han hazretlerinin sadrazamlarından Mehmed Sayid Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kapısı üzerinde olan tarih Teşrifatçı Mehmed Beyefendi'nindir.

Hudâvend-i cihân Sultân Osman Hân-ı zî-şânın
Hümâyun zâtıdır dünyâda ancak şimdi zıllullâh
Huda’dan bir nefes olmaz cüdâ ol zıll-ı Yezdânî
Olur elbetde tâbi' sâye sâhib-sâyeye billâh
Kerâmât-ı hümâyûnuna bu şâhid yetişmez mi
Ki sadr-ı a'zamîde hayra mâil hasbetenlillâh
Cenâb-ı Şeyh Mehmed bin Murâd-ı Nakşibendî'nin
Mübârek nutku bâdî oldu bu hayra bi-iznillâh
Gelüb hep kudsiyân Âkif dedi bu mısra'-ı târîh
Sa’id Paşa makâm-ı Yûşa'ı yapdı li-vechillâh
1169

Anlamı:

Cihanın hükümdarı, şahı Sultan Osman Han’ın
Allah’ın gölgesi, mübarek kişidir dünyada, ancak şimdi
Allah’tan bir nefes olmaz ölüm, o Allah’ın gölgesinin
Olur elbette kendisi Allah hakkı için halkı koruyan
Padişahın kerametine bu şahit yetmez mi
Ki sadrazamı da Allah rızası için hayırlara meyilli
Nakşibendi Murad’ın oğlu Şeyh Mehmed cenapları
Mübarek sözü Allah’ın izniyle sebep oldu bu hayıra
Gelip bütün melekler, Akif bu tarih mısrasını dedi
Yuşa makamını Sayid Paşa, Allah adına yaptı
1755

Orada Yûşa isimli yüce kişinin kabri etrafına kârgir bir duvar yaptırılarak müstakil türbedar ve kandillerin yakılması için hademe için odalar yaptırılıp özel bir tekke şeyhi bile tayin edilmiştir.
Burada gömülü olan yüce kişi Yûşâ aleyhüsselâm diye tanınmakta ise de; Yûşâ Peygamber, Hazret-i Mûsâ aleyhüsselâmın hemşîrezâdesi Yûşa bin Nûn bin Efraim bin Yusuf bin Yâkûb aleyhüsselâmdır.
Kutlu isimleri Yeşû olup sonra Yûşa olarak adlandırılmıştır. Yûşa hazretleri bu tarafa gelmeyerek Hazret-i Mûsâ, vefât ettiklerinde yüz yaşında iken yirmi yedi sene halifelikte bulunup sonra milâttan 1580 sene önce vefât etmiştir. Gerçi böyle ise de asıl Yûşâ aleyhüsselâm için fatiha okunup ziyaret edildiğinde isabet olacağı aşikardır. Ziyareti çok yararlı olacağı bellidir.
Onun yatdığı yerde bulunan bir levha üzerinde yazılmış olan tarih aşağıdır:
(Kitabe yazısı yukarıda verilmiştir)
Cami, Abdülaziz Han zamanında yeniden tamir edilmiş ve üzerine aşağıdaki tarih yazılmıştır:
(Kitabe yazısı yukarıda verilmiştir)
Caminin elli adım ilerisinde bir tatlı su kuyusu ile yanı başında abdest almaya özgü musluklara sahip bir su haznesi vardır ki üzerinde aşağıdaki yazı bulunmaktadır: [Hayır ve hasenat sahibi padişahın eski başmabeyincisi Ahmed Bey’in kölesi Yusuf Ağa 1861.] Caminin yanında bulunan kapının taşı üzerinde yazılı olan metin şudur: [Ziyaret edenlere Allah yolunda karşılık beklemeksizin sunulmak üzere hayrattır 1863] Beykoz'dan ziyaret yerine kadar gitmeye uygun bir araba yolu vardır.
Dağın altında Tokat Bahçesi olarak tanınan Hünkar Kasrı ve büyük havuz ile benzersiz bir sebil vardır ki büyük bir gezinti yeridir.
Tokat ismi ile tanınmasının sebebi, mekanı Cennet olsun Fatih Sultan Mehmed Han hazretleri İstanbul'u feth ettikden beş yıl sonra Anadolu tarafındaki Tokat şehrinin muhalif kuvvetlerden arındırılması müjdesinin padişah hazretlerine bu yerde ulaştığından, burasının da Tokat olarak isimlendirilmesine ve müstakil bir gezinti yeri olarak at biniş mahalli yapılmasına padişah iradesi ile şereflendirilmiştir.
Bu padişahtan sonra buralarının itibarı her ne kadar azalmış ise de Sultan Birinci Mahmud Han hazretleri burasının tekrar canlandırılmasını istemesi ile çok gösterişli bina inşa edilmiştir. Hatta o zamanın şairlerinden Nevres Efendi bu tarihi söylemiştir:  

Dâver-i ced-be-ced İskender-i gerdûn-mesned
Hân Mahmûd-u felek-bârgeh-i pâk-nihâd
O cihân-ı keremin meymenet-i saltanatı
Eyledi âlemi reşk-i ârâma zât-ı imâd
Dergeh-i devletinin bende-i cârûb-keşidir
Key-u İskender-ü Çemşîd-ü Feridun-u Kubâd
Fitne emniyyet ile eyledi sulh-u câvîd
Vardı asayiş-i arama zamanında fesâd
Çok yıkılmış dil-i ma'mür edüb amma katı çok
Ahd-i adlinde yıkıldı dil-i erbâb-ı inâd
Cây-i seyrân iken ezcümle mülûk-u selefe
Bu bihîn cilvegeh-i pâk-ı müferreh bünyâd
Şöyle vîrân-kede etmişdi sipihr-i gaddar
Ki idemez idi anı mi'mâr-ı tasavvur-âbâd
Âbdan dîde-i tasvîr gibi havz-ı tehî
Hâme-i mü gibi efserde idi anda imâd
Yapdı bir güne ki tahsîn-i zarûrî ederek
Akl-ı kül nâm kodu âna Hümâyûn-âbâd
Pîşgâh-ı çemenistân-ı cinânın aynı
Yere geçsin buna benzer mi sarây-ı Şeddâd
Ferah-âbâd'a aceb seyr-ü temâşâ der halk
Hele seyreyle bu kanda nerede Sa'dâbâd
Resm-i matbû’una dil-şîfte mi'mâr-ı hıred
Nâkş-ı rengîn-i nev-îcâdına hayran Bihzâd
Sâdedir sakfına nisbetle sipihr-i atlas
Tengdir sahn-ı basitine nazar deşt-i tenâd
Reşk Şam eyledi Tokad'ı bu kasr-ı nev ile
Hân Süleyman'ın edib rûhunu şâd adını yâd
Satvet-i kevkebe-i devlet-i rûz-efzûnun
Ömr ile devlet ile eyleye Allah ziyâd
Ericek hüsn-i hitâma dedim iki mısra'
Şöyle kim eyleye erbâb-ı nezâket ta'dâd
Müstakil her biri târîh idiğinden başka
Lâfz-u ma'nâsı dil-âşûb ne noksan ne ziyâd
Mısra'ın her biri etdikce de târîh çıkar
Âhere nakl mi’ad-ü aşerat-ü âhâd
Heşt olur cümlesi tafsîle ne hacet Nevres
Fehm eder zâbita-i hallini erbâb-ı reşâd
Dediğim işte bu târîh-i dil-ârâdır kim
Eylemez levha yazılsa şuarâ istib'âd
Bârekallâh aceb kâh-ı müzeyyen-bünyâd
1159
Dil-küşâ pak saray kasr-ı Hümâyûnâbâd
1159

Anlamı:

Atasından beri İskender makamı devreden hükümdar
Mahmud Han divanı yüce, temiz huylu
Saltanatı bereketli, o alemin cömerti
Dünyayı kıskandırdı, sağlam kişiliğiyle
Saltanat kapısında kulları cârûb-keşidir (*)
Zamanında, İskender, Çemşid, Feridun ve Kubad gibi
Fitne, barışa dönüşüp güvenle sürdü
Huzur vardı, kötülükler durdu zamanında
Birçok yıkılmış gönülü şenlendirip durdu
Adil devrinde inatçı kalpli kişiler yere serildi
Makamı sürerken selefleri olan padişahlar gibi
Bu iyi nazlı yere, temiz ve ferah yer yaptı
Öyle yıkıntı heline getirmişti ki hain felek
Ki tasavvur edemezdi onu canlandırmayı mimarı
Kovanın içinin boş görünmesi gibi
Kalemi (Mi notası) gibi tacı onda temel direğiydi
Mecbur ederek, yaptı güzel bir tarz ki
Herkes ona “Hümâyûn-âbâd adını koydu”
Cennetin huzur veren çimenlik bahçesinin aynı
Yere geçsin, buna benzer mi Şeddâd’ın (**) sarayı
Ferah yeri acep izle ve seyret der halk
Hele seyret, hani nerede Sa’d-âbâd (***)
Basılmış resmine tutkun gönüle mimarının aklı
Yeni yaptığının renkli görenümüne hayran Behzat
Damına oranla sadedir atlasın göğü
Meydanına nazaran tenha çölde dardır
Şam kıskandı Tokat’ı bu yeni kasır ile
Süleyman Han’ın ruhunu şad ve adını yad etti
Kudretli devletin ihtişamı uzun ömürlü
Ömrünü mutlulukla ziyade etsin Allah
Güzelce sona erecek iki mısra ile dedim
Böyle kim yapsın zerafetle saysın
Her biri ayrı tarihin biri diğerinden başka
Gönüle sıkıntı veren sözün anlamı ne eksik ne fazla
Mırsaların her birinden bir tarih çıkar
Diğerine birlerin ve onların miktarını aktarır
Sekiz olup tamamı, ayrıntıya ne gerek Nevres
Anlar, güvenli durumunu akıllı kişiler
Dediğim işte, gönülleri açan bu tarih ki
Levha yazılsa şairler ihtimal vermez
Allah mübarek etsin kasrı süsleyerek yaptı
1746
Gönül çeken, temiz saray Hümâyûn-âbâd (****) kasrı
1746

(*) cârûb-keş : Kâbeyi ve Hz. Peygamberin türbesini süpüren kimse. Eskiden, Mekke'de Kâbe'nin, Medine'de camilerin süpürme işi önemli ve şerefli bir görev ve rütbeydi.
(**) Şeddâd : Yemen'de Ad kavminin hükümdarı.
(***) Sa’d-âbâd : Mutluluğu çok, bol olan yer. İstanbul Kâğıthane deresi kıyısında bulunan bir mesîrenin adı.
(****) Hümâyûnâbâd : Bebek'te eskiden mevcut bir kasr'ın adı.


Bu kasrın yakınında [mâ-i cârî (akan su)] Bahçesi adı ile bir mesire vardır ki günümüzde hatalı olarak halk arasında [Macar Bahçesi] denilmektedir.

 _______________________________________________________________________________________

 Selimiye Kışlası Kapılarının Kitâbeleri-5 

Selimiye Kışlası Kapılarının Kitâbeleri-4 

Selimiye Kışlası Kapılarının Kitâbeleri-3 

Selimiye Kışlası Kapılarının Kitâbeleri-2   

Selimiye Kışlası Kapılarının Kitâbeleri-1

   Mihrişah Valide Sultan Meydan Çeşmesi Kitâbesi

 Sultan Üçüncü Mustafa (İskele) Camisi Kitabesi

 Nusretiye Camisi Muvakkıthanesisi Kitabesi

  Nusretiye Camisi Sebili Kitabesi

  Teşvîkiye Câmi-i Avlusundaki Nişan Taşları Kitâbeleri

  Miskinler Tekkesi Çeşmesi Kitâbesi

  Yeni Valde Camii Kitâbeleri

  Teşvikiye Camii Kitâbeleri

  Bostancı Derbendî Namazgâhı Çeşmesi Kitâbesi

  Küçük Selimiye Camii (Çiçekçi Camii) Kitâbesi 

  Haydarpaşa Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kitâbesi

  Emirgân Meydan Çeşmesi Kitâbeleri,   Sadeddin Efendi Çeşmesi Kitâbesi

  Karaca Ahmed Sebili ve Türbesi Kitâbesi,   Rıza Paşa Çeşmesi Kitâbesi.

  Hekimoğlu Ali Paşa Çeşmesi ve Kitâbesi,    Ayrılık Çeşmesi Kitâbesi

   Hacı Beşir Ağa Sütun Çeşmesi Kitâbesi,   Zevkî Kadın Çeşmesi Kitâbesi,

   Çinili Cami Cümle Kapısı,   Eyüp Sultan Türbesi Dış Duvarındaki Kitâbe,   Topkapı Sarayı Kubbealtı,

   Başkadın Meydan Çeşmesi,   Cihangir Camii,   Azap Kapısı Camii Kitâbesi,   Baba-Oğul Çeşmesi Kitâbesi,

   Karaki Hüseyin Ağa Camii,   Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi Mescidi,

   Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi,   Molla Aşkî Camii Kitâbesi,   Mahmud Paşa Camii Kitâbesi,

   Davud Paşa Camii Kitâbesi,   Mahmud Paşa Camii Cümle Kapısı İki Yanındaki Kitâbeler,

   Gülnûş Emetullah Vâlide Sultan Duvar Çeşmesi,   Ayazma Camii Çeşmesi    Mîmar Sinan Türbesi,

   Bursa Tekkesi (Arpacılar) Camii Kitâbesi,   Şemsi Paşa Camii Kitâbesi


vg_bilgisayarda.jpg

kitabeler_kucuk.gif

Bu bölümde çeşitli Osmanlı devri kitabelerinden örnekler sunulacaktır.
Bu kitabelerin bazılarının okunuşlarını da ayrıca vermekteyiz.
Hatalı okumalarımız olursa iletişim sayfamızdaki e-posta adresinden bilgi vermenizi önemli rica ederiz. Ayrıca, kitabelerin bulunduğu Osmanlı eseri hakkında da bilgiler verilecektir. Bu sayfamızda İstanbul'un kaybolan camileri hakkında da bilgiler vermekteyiz.


© 2011-2016 | H.Veysel Güleryüz